İçindekiler
İklim değişikliğine uyum, milletimizi, ekonomimizi ve cennet vatanımızı aşırı hava olaylarının etkilerinden koruyacak ve en az zararla bu süreci atlatmamızı sağlayacak elimizdeki en önemli stratejilerden biri…
Dünyamız eşi benzeri olmayan bir tehditle karşı karşıya. Her gün yeni bir orman yangını haberi ile karşılaşıyoruz. Geçtiğimiz 10 yılda Ankara büyüklüğünde ormanlık alan yangınlar nedeniyle yok oldu! Her yıl hem dünyada hem de Türkiye’de yeni sıcaklık rekorları kırılıyor. Diğer bir yandan sıcak hava dalgaları nefes almayı dahi zorlaştırıyor. Yaşlılarımızın, çocuklarımızın sağlığı risk altında. Yetmezmiş gibi, kuraklık ekinlerimizi mahvediyor, verim düşüyor. Barajlarımızdaki su seviyesi gittikçe azalıyor. Tüm bunların arkasında ise iklim değişikliği, yani insanlığın izi var.
Petrol, gaz ve kömür kullanarak iklimin dengesini bozduk. Geçtiğimiz yıl, küresel sıcaklık artışı ilk kez sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece eşiğini aştı. Bu, Paris Anlaşması’nda kabul edilen bahsi geçen hedefin kaçırıldığı anlamına gelmiyor. 1,5 hedefi, on yıllar bazında uzun vadeli bir sıcaklık artışını ifade ediyor. Ancak bizlere çok önemli bir mesaj veriyor: İklim değişikliğine uyum göstermeliyiz! Çünkü emisyonları azaltsak dahi iklim değişikliğinin önümüzdeki yıllarda etkilerinin devam edeceği bilimsel bir gerçeklik!
Peki nedir bu iklim değişikliğine uyum? Kısaca, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmak ve ekolojik, sosyal ve ekonomik sistemlerde iklim kaynaklı şoklara ve streslere karşı dayanıklılık oluşturmak için harekete geçmek anlamına geliyor. Bu kapsamdaki eylemler, iklim etkilerini daha iyi yönetmek hedefiyle, deniz seviyesindeki artış kaynaklı taşkınları önlemek adına bariyerler inşa etmekten, fırtınalar için erken uyarı sistemleri kurmaya, kuraklığa dayanıklı ürünler yetiştirmekten, iletişim sistemlerini ve hükümet politikalarını yeniden tasarlamaya kadar uzanıyor.
Fakat burada can alıcı bir nokta var. Şöyle ki, uyuma dair eylemler, bir topluluğun, ülkenin veya bölgenin kendi şartlarına ve ihtiyaçlarına göre biçim alıyor. Herkese uyan tek bir çözüm bulunmuyor. İhtiyaç neyse, çözüm o yönde geliştiriliyor. Uyum tüm bu yönleriyle, insanları, geçim kaynaklarını ve ekosistemleri korumak için iklim değişikliğine karşı uzun vadeli küresel yanıtın kritik bir ayağını oluşturuyor.
Dünya nüfusunun neredeyse yarısının iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında oldukça kırılgan ve savunmasız olduğu çalışmalar tarafından ortaya konuluyor. Milyarlarca insanı, geçim kaynaklarını ve ekosistemi korumak adına çalışmaların hızlanması gerekiyor. Takdir edersiniz ki iş dönüp dolaşıp finansmana, yani paraya geliyor. Birleşmiş Milletler her sene bu alandaki ihtiyacın ne olduğunu hesaplayan bir rapor yayımlıyor. Bu çalışmaların en sonuncusu ise gelişmiş ülkelerin sağladığı finansmanın, 2021’de 22 milyar dolar iken, 6 milyar dolarlık bir artışın ardından 2022’de 28 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Paris Anlaşması’nın kabul edildiği tarih olan 2015’ten bu yana bir yılda toplanan en büyük rakamdan söz ediyoruz. Ancak yeterli mi derseniz, değil!
Gelişmekte olan ülkeler iklim uyum eylemleri için her yıl 187 milyar dolar ile 359 milyar dolar arasında bir paraya gereksinim duyuyor. İhtiyaç listesinde sadece finansman yer almıyor. Ülkelerin bu finansmanın nasıl kullanılacağı konusunda rehberliğe de ihtiyaçları olabilir. Raporda, 171 ülkenin yürürlükte bir uyum politikası, stratejisi veya planı olsa da, bunların kalitesinin değişiklik gösterdiği ve kırılgan veya savaşlardan etkilenen devletlerin böyle bir planının bulunmadığı belirtiliyor.
Uyum Planlarını Hayata Geçirme Vakti Geldi
2021’de önce Paris Anlaşması’nı onaylayan, hemen ardından ise 2053 net sıfır emisyon hedefini duyuran ülkemiz milli uyum eylem çalışmalarını hızlandırdı. Bu doğrultuda 2024-2030 yıllarını kapsayan İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı yayımlandı. Planda gelecek dönemde iklim değişikliğine dair öngörülen riskler her bir sektör özelinde analiz edildi. Tarımdan su kaynakları yönetimine, turizm ve kültürel mirastan sanayi ve sosyal kalkınmaya kadar çeşitli konulara yönelik toplamda 40 strateji ve 129 eylem belirlendi.
Yine geçtiğimiz ay TBMM’de yasalaşan İklim Kanunu’nda da iklim uyum eylemine dair maddeler yer alıyor. Gıda güvencesini ve her vatandaşımızın yeterli gıdaya erişmesini sağlamak için doğal kaynakları, ekosistemleri ve biyolojik çeşitliliği koruyacak doğa temelli çözümler ile iklim değişikliğine dirençli uygulamaların yaygınlaştırılması planlanıyor. Uyum eylem planını destekleyerek aşırı hava olaylarının neden olabileceği kayıp ve zararı azaltmak adına buradaki risklerin takibinin yapılması ve erken uyarı sistemlerinin kurulması planlanıyor. Benzer şekilde su kaynaklarının da etkin bir şekilde yönetilmesi hedefler arasında yer alıyor.
Merkezi hükümet düzeyindeki çalışmalara yerel yönetimlerin eylem planları eşlik ediyor. Türkiye’de İklim Değişikliğine Uyum Eyleminin Güçlendirilmesi Projesi çerçevesinde belirlenen dört pilot il için Yerel İklim Değişikliğine Uyum Stratejileri ve Eylem Planları ortaya kondu. Muğla, Konya, Samsun ve Sakarya illerini kapsayan planlar 11 farklı sektörü içeriyor. Önümüzdeki sene tüm illerimiz için planların hazırlanması amaçlanıyor.
Evet, iklim değişikliğine uyum için sayfalarca planlar hazırlıyoruz. Şimdi sıra kağıda döktüklerimizi hayata geçirmek, eksik kalan yerleri bir an önce tamamlamak. İklim değişikliğine uyum sağlarken, emisyonlarımızı azaltmak ve ekonomimizi şahlandırmak için de bizi diğer ülkelere bağımlı kılan fosil yakıtlar yerine yerli ve milli kaynaklarımız olan güneş ve rüzgara yönelmeliyiz. Unutmayalım, iklim değişikliğine karşı alınacak her önlem, bu kadim vatan toprağını gelecek nesillere sağ salim teslim etmemizi sağlayacaktır.
